16 Kasım 2007 Cuma

dedem / my grandpa

my grandfather (b&w)
Originally uploaded by ZӘYИӘP

Kızkardeşimin çektiği harika fotoğraflardan biri. Canım dedem.
/
Just another beautiful photo by my sis.

--

Bu arada yazmaya biraz ara vermek zorunda kalıyorum. 1 ay kadar sahalardan uzak kalacam, önümde yapmam gereken bir sürü iş birikti, blog yazımına aralık ayının ortalarında tekrar başlayacağım. Burada bir hocayla çalışmaya başladım, buna bir de aldığım üç dersin projelerini eklerseniz haliyle yoğun bir çalışma temposuna girmem gerekiyor. Çok zorunlu hissetmedikçe birşey yazmayacağım.

Bir sonraki yazıya kadar, hoşçakalın.


/

I will pause writing for some time. I have started to work in the university and I also have projects from all three courses I'm taking here in Denmark so it keeps me pretty occupied. But don't worry, I'll only be gone for a month. I will hopefully start writing (or posting photos should I say) in the middle of december.

So to all my fans out there, take care :)

13 Kasım 2007 Salı

rastgele resimler / random pictures

Sabah kedisi / Morning cat

Hellerup yolboyu / Hellerup excursion


Köprü ve güneş / Bridge and the sun


Bu fotoğrafa bayılıyorum. Operanın oradan çekildi. İlginçtir, Kopenhag günbatımları da en az Ankara'nınki kadar güzel.
/
I love this photo. Taken near the Opera. It is interesting that sunsets in Copenhagen are just as beautiful as they are in Ankara.


Karşı kıyı (operanın önünden çekildi, arka planda Amalienborg sarayı ve Marble Church görünüyor)
/
Looking at the other side. (taken in front of the opera, Amalienborg Palace and the Marble Church at the background.)

09 Kasım 2007 Cuma

Kopenhag'ta Sonbahar / Fall in Copenhagen

Nedendir sonbaharı bu kadar sevişim? Geçmiş zamanı hatırlatışından mıdır "güz"ün güzelliği? Anıları canlandırması belki de; yitip gittiğini sandığın günlerin "anı olarak da olsa" yaşadığını hatırlatması. Yeteri kadar süre geçtiğinde tüm anılar güzelleşiyor, düşüncesi mutluluk veriyor ya, ondan sonbahara bağlanışım. İlkbahar "gelecek" ise daha çok, yazı müjdeleyen, onun belirsizliği yerine sonbaharın kesinliğine sığınmak. İşte yaptığım bu.

Kopenhag, 09/11/2007

/

Why is it that I love fall this much? Is it because fall has you remember the good old days? Remembering the loving memories which you long thought had lost. When there's enough time passing by, every memory becomes a good one, giving you happiness in recalling; maybe that is the reason and rationale. If spring is the uncertain "future", signing the summer on the doorway, than feeling comfort in certainty of the past in autumn. I guess this is exactly what I do.

Copenhagen, 09/11/2007

---

Sanki olması gerektiği gibi. / Looks like it was meant to be left that way.


Tamam, belki bu tür fotoğrafları çekmekten çok hoşlanıyorum. / OK, maybe I can't keep myself from taking such pictures.


Ve bunun gibi resimler. / And pictures such as these.


Yerde / Fallen


Yapraklara bayılıyorum (ve banklara). / Love the leaves (and park benchs).


Suda / On water

lego


Hamburg'ta ana cadde üzerindeki lego mağazında çekildi.
/
Taken in Hamburg in lego store on the main street.


(* Lego ismi Danca "iyi oyna" anlamına gelen "leg godt" kelimelerinin kısaltmasından geliyor.)

05 Kasım 2007 Pazartesi

Şehirler ve İnsanlar

2 aydan fazla bir süredir Kopenhag'ta yaşıyorum. Geldiğimden beridir farkettiğim ve sürekli beğenimi alan bir şey var burada. Aslında bilindik, "şerefsizim aklıma gelmişti" denilebilecek bir şey, hatta Ankara'da arkadaşlar arasında bahsettiğim bir konu bu. Şehirde yayalara ve bisikletlilere saygı konusu bu. Burada en saygı duyulan ve trafikte önceliğe sahip olan araç bisiklet. Bugün 2. defa kaldığım yer olan Lyngby'den Kopenhag şehir merkezine bisikletle gittim ve bisiklet yollarına, bisikletlilere saygılarına bir kez daha hayran kaldım. Şehir merkezi buradan 15 km. kadar uzakta ve arabalı olanlar için bir tane otoyol var. Otoyolun kenarında ise ayrı bir yol ve bu yol sadece bisikletliler için ayrılmış durumda. Trafik ışıkları vs. de direk bisikletliler için uyarlanmış. Bisikletliler çok rahat bir şekilde sadece şehir içinde değil, şehirler arasında da seyahat edebiliyorlar. Eğer buraya yazın bir daha gelirsem bisikletle Danimarka turu yapma planım var; yapılacaklar listeme ekledim.

Aslında bisiklet konusu direk olarak insanları şehir içinde rahat ettirmeye yönelik bir olgu. Danimarka'da yaşam alanlarına bilimum önem veriliyor. Bunu dış duvarları camdan olan ve içerisini görebildiğiniz ofis alanlarından farkedebiliyorsunuz. Kopenhag'ta yüksek binalar pek yok, binaların yükseklikleri, yönelişleri, inşa edilişleri (izolasyonları vs.) kısaca yapılışları insanların rahatı için sadece. Türkiye'deki inşaatlarda binaların insanları "barındırması" seviyesinden binaların "güvenli olması" seviyesine daha geçilememiş ki bunun bir sonraki seviyesi olan "rahat ettirme" kısmına geçilsin. Bu konuda gerçekten çok gerideyiz. Deprem ve başka güvenlik sorunlarını çözersek eğer bu rahat yaşam mekanları yaratma seviyesine de geçebiliriz (umut ediyorum).

Bu konuda çalışan oldukça ünlü bir Dan mimar var. Kopenhag'ta çok emeği geçmiş birisi :) İsmi Jan Gehl. Vikipedi'de yazdığına göre baştan beri şehirlerin yayaların rahat etmesi için tasarlanması gerektiğini düşünmüş. Genç bir mimar olarak banliyölerde çalışırken psikolog olan karısı ile tanışıyor ve birlikte neden şehir planlamacıların ve mimarların mimarinin insani yönünü fazla dikkate almadıklarını düşünüyorlar. Burası aslında kırılma noktası, vikipedi'den direk alıntılıyorum:
As a "young architect working in the suburbs," Gehl married a psychologist and "had many discussions about why the human side of architecture was not more carefully looked after by the architects, landscape architects, and planners... My wife and I set out to study the borderland between sociology, psychology, architecture, and planning."

Mimar, karısıyla birlikte sosyoloji, psikoloji, şehir planlaması ve mimarlığın kesiştiği alanı inceliyor. Bu bilimlerin birlikte uygulanması ile insanla uyumlu bir şehir ortaya çıkıyor, Kopenhag'ın neden en yaşanılabilir şehirler listesinde en üst sıralarda çıkmasının sebebi de bu. Hikayenin gerisi aslında tarih. Son 40 senedir Kopenhag'ta arabanın yasak olduğu yollar, geniş bisiklet yolları ve bunları destekleyen yasal dayanaklar onun sayesinde ortaya çıkıyor.

Umut ediyorum bizde de böyle kaliteli mimarlar ve şehir planlamacıları yetişir ve belki daha da önemlisi bu insanların (bizim ülkemizde) yükselmelerini sağlayabiliriz.

03 Kasım 2007 Cumartesi

...


Kim bilir şimdi kaç kişinin fotoğraf makinesinde,
Eyfel'in yanında ben varım.
/
I wonder in how many photos others have taken
I am just under the Eiffel Tower.

01 Kasım 2007 Perşembe

Son durağımız, Hamburg

2. Dünya Savaşı sırasında müttefikler tarafından bombalanmış bir kilise, St. Nikolai Kilisesi. Yıkık bölümleri savaşı hatırlatsın diye öylece bırakılmış. Savaş sırasında Hamburg'un çok büyük bir bölümü yerle bir edilmiş, sonrasında Almanlar şehri tekrar inşa etmişler.


Hamburg deniz kıyısında olmayan bir kent aslında. Buna rağmen, nehirlerin birleşiminde olduğundan dolayı, ticaret çok büyük öneme sahip ve Rotterdam'dan sonra Avrupa'nın en büyük limanına sahip bu kent.


Kilise kulesinden manzaralar.




Hamburg'ta kanallar üzerinde 2300'den fazla köprü varmış. Bu sayıyla Amsterdam ve Venedik'ten çok daha fazla köprüye sahip. Benim de Hamburg'u sevmemin nedeni bu kanallar sanırım. Bu şehri Köln'den daha çok sevdim.

Köln (veya Cologne)

Köln'ün neredeyse % 7'si Türk, bunu daha istasyona gelince farkediyorsunuz. Türkçe konuşan ve bize benzeyen bir sürü insan çıkıyor karşınıza.

Köln Katedrali. İstasyondan çıkınca direk kafanıza vuran yer. Yapımının neden 600 sene aldığını 150 metre yükseklikteki kulesine çıkarken anlıyorsunuz.
(Nebi kuleye çıkmadığın iyi olmuş, daha çok vardı :))


Kulede bir poz vermeden olmazdı, o kadar yorulduk çıkana kadar ama manzara için değerdi doğrusu.


Kuleden bir Köln resmi.


Köln'de herşey Kopenhag'tan çok daha ucuz. Oradan 10 yuroya bir üçayak aldım ve bu gece fotoğrafını çektim.

me, myself and i

Annem sürekli kendimin olduğu fotoğraflardan istiyor. Onun için bunlar :)
/
Mum keeps telling me to upload photos of myself, so this is for her :)


Louvre Müzesinde. / Inside Louvre Museum.


Paris-Brüksel hattı Thalys treninde. / On the train from Paris to Brussels.


Köln garında. Paris'ten yeni gelmişiz. / In Cologne. Just arrived from Paris.

Paris

Arka sokaklardan Eyfel'e doğru giderken. Paris sokaklarında yürümek çok güzel gerçekten. Rüya gibi bir şehir.

Burada göründüğünden daha büyük olduğundan emin olabilirsiniz :)


Milyonlarca Eyfel fotoğrafından biri. Çekmek zorundaydım :)
/
Yet another Eiffel Tower photo.


Artık Louvre Müzesini de gezdim ya, hiçbir müzeye eskisi gibi bakamayacağım. Adamlar tüm dünyadaki önemli eserleri buraya toplamışlar. Ayırdığımız 3-4 saatte çok küçük bir kısmını gezebildim sanırım. Paris'te yaşayacaksın, Louvre'a abone olup her haftasonu gideceksin aslında :)

Ünlü Mona Lisa. Neden bu kadar ünlü bilmiyorum, çok daha güzel tablolar vardı bence (sanattan anlamaz birinin yorumuna benzedi ama öyleyim de doğrusu)

Neyi çektiklerini tahmin edebilirsiniz. Üstte.


Latin Quartet, Paris Üniversitesi'nin olduğu mekanda, Pantheon.

Paris Atlıkarınca / Carousel


Eyfel'in önündeki köprüden Seine nehrinin karşı kıyısına geçiyorsunuz ve karşınıza atlı karınca çıkıyor :)
/
From Eiffel Tower cross the river Seine to the other side and you are welcomed by this merry-go-round (or carousel should i say) :) nice place to take a photo.



Ve çalışıyor!
/
And it works!

Brüksel



Belçika küçük bir ülke, 10 milyon nüfusu var. Brüksel aynı zamanda AB ve NATO gibi kuruluşların da merkezinin bulunduğu bir şehir. Şehir merkezinin dışında bir bölgede AB merkezleri, bu yüzden oralara gitmedik. Brüksel şirin bir şehir, gezilecek çok fazla yer olmasa da. İlk resim Grand Place denilen ana meydanlarından, Belediye Meclisi diye çevirebileceğim Town Hall binası. Diğer resimde ise neresi olduğunu hatırlamadığım bir bina var, akşam dolaşırken rastgele vardığımız bir yer; buna benzer tarihi binaları çokça var.

Amsterdam



Süper kanalları olan şehir. Sokaklarında gezmek çok zevkli.

Yollar


(ilk 2 resim Helsingor, 3. Helsingborg, 4 Malmö, 5'ten 16'ya Kopenhag, 17 Amsterdam, 18 ve 19 Brüksel, 20 ve 21 Paris, 22'den 24'e Köln, ve sonuncusu Hamburg.)

Bu duyguyu çok seviyorum. Bilmediğin bir şehrin sokaklarında amaçsızca dolaşmak. Yanlış yapmanın imkanı yok, çünkü her yol doğru, veya yanlış bir yol yok. Sokakları gözlemlemek, gelip geçenleri göz ucuyla süzmek; omuz hizanızı geçip gidene kadar. Farklılıkları farketmek, bildiklerinle karşılaştırmak veya çok eski bir anıyı hatırlamak. Hiçbir şeyin alışıldık olmaması, her gün yeni birşeyleri keşfetmek; bir anlamda çocuklaşmak aslında. Musluğu nasıl açacağını çözmeye çalışmak mesela; veya bisiklet yolunun hangisi olduğunu. Okuma yazmayı daha öğrenmemiş olmak mesela, bilmediğin kelimeler havadayken. Türkiye'de havayı pek takmazken burada her gün hava durumuna göz atmak. Ara sıra evi özleyip Türk restoranına gitmek, evi arayıp annenin sesini dinlemek. Dövüş Klübü'ndeki "tek kullanımlık arkadaşlar"a benzer "rastgele arkadaşlıklar" kurmak. Sırf Türk olduğundan dolayı bir arkadaşını sevmek. "Buraya şimdi yerleşmek zor da, burada doğmak nasıl olurdu acaba" diye düşünmek. Yabancı arkadaşlarından huy kapmak. Veya İtalyanların o heyecanlı konuşmalarını çok sevip onlar konuşsa ben kahkahalar atsam demek. Kesin birşeyleri paylaşmış olduğun memleketlilerinin bunca sene burada kaldıktan sonra ne düşünüyor olduklarını hep merak etmek. Aslında yabancı olmaktan garip bir haz almak, yabancı bir ülkede kendi memleketini özlemek, bundan şaşırtıcı bir haz almak.