Borges on Writing

[...] when I began writing, I thought that everything should be defined by the writer. For example, to say "the moon" was strictly forbidden; that one had to find an adjective, an epithet for the moon. (Of course, I'm simplifying things. I know it because many times I have written la luna, but this is a kind of symbol of what I was doing.) Well, I thought everything had to be defined and that no common turns of phrase should be used. I would never have said, So-and-so came in and sat down, because that was far too simple and far too easy. I thought I had to find out some fancy way of saying it. Now I find out that those things are generally annoyances to the reader. But I think the whole root of the matter lies in the fact that when a writer is young he feels somewhat that what he is going to say is rather silly or obvious or commonplace, and then he tries to hide it under baroque ornament, under words taken from the seventeenth-century writers; or, if not, and he sets out to be modern, then he does the contrary: he's inventing words all the time, or alluding to airplanes, railway trains, or the telegraph and telephone because he's doing his best to be modern.

Jorge Luis Borges, The Paris Review. Issue 40, 1967.
Taken from "The Paris Review Interviews, vol. I".

I can identify with this feeling. I believe it is similar when one is a novice in programming, in photography or any other creative stuff. I remember when I first built my website, or coded my first few homeworks. There was always some flashy things, clever tricks (or so I thought) here and there. I wanted to surprise the "other" somehow, and it really didn't matter to me how that would be. It's the same in photography, I know it because I think I'm still living my novice period there.

Here's to simplicity and quality!

EGO ile Yazışmalarım #2

Herşey birkaç hafta önce dönem arkadaşım Kaan ile sohbet sırasında başladı. İkimiz de Avrupa'da çeşitli yerlere gitmiştik ve sohbet sırasında geçen "Avrupa'da ilk defa gittiğim kırsal bir şehirde bile bir yerden bir yere giderken 7 yıldır yaşadığım Ankara'daki kadar zorlanmıyorum" sözü beni EGO'ya sitem dolu bir e-posta atmama neden oldu. EGO internet sitesinde bulabildigim tüm e-posta adreslerine o mesajı yolladığım için (aslında ziyaretçi defterine de yolladım ama yayınlanmadı tabii, sansür kurulu sadece övgülere yer veriyor sanırım) 3 tane farklı e-posta aldım. Bunlardan en detaylı olanının tamamını cevap hakkı olduğu için aşağıya ekliyorum:


Kuruluşumuzca durakta ve durağa gelmeden, gitmek istediğiniz hattın otobüs sefer saatlerini,Bulunduğunuz durağın hangi hatlara hizmet verdiğini otobüsün durağa geliş saati ile duraktan en son hangi hatta ait otobüsün geçtiğini ve daha fazla bilgi edinilebilecek bir sistemin alınması için çalışmalarını sürdürmektedir.Bu konuda daha önce çıkılan ihalemize isteklerimizi karşılayacak teklif verilmediğinden iptal edilmiş ve yeniden ihaleye çıkılmak üzere çalışmalar sürdürülmektedir.Kurum olarak bizde daha fazla hizmet ve yolcularımıza en fazla kolaylığı sağlamak için çalışıyoruz.Ancak kamuda hizmet arz etmek ve arz ettiklerinizi korumak ve güncel tutmak oldukça zor duraklara konulan haritalar anında imha ediliyor.Durakların camları kırılıyor.Hasta ve yaşlı yolcularımızın otobüs beklerken oturabilmeleri için konulan oturaklar yerinden sökülüp alınıyor.Yani sizler gibi gerçekten bu hizmetlere ihtiyacı olanlara yönelik girişimler maalesef bazıları için hiçbir anlam taşımıyor ve zarar veriyorlar.Almayı düşündüğümüz yeni sistemde en çok düşündüğümüz ve para yatırılacak konuların başında ihdas edilecek aparatların korunması gelmektedir.

Tabii ki böyle bahaneleri yutacak birisi değilim. Şöyle bir düşündüğümde bu kadar okul bitirmenin, bana insanların vergileriyle yapılan "yatırımın" bir sorumluluğu var, toplum için birşeyler yapmakla sorumlu hissediyorum kendimi. Bugün bu e-postaya yazdığım cevap şu:

Sayin Mustafa Ilican ve Omer Koca,

Sizler "Bahane Uretme Birimi"nde mi calisiyorsunuz, merak ediyorum? 7 senedir Ankara'dayim ve duraklara harita ve zaman tablosu konuldugunu hic hatirlamiyorum. Diger taraftan istanbul gibi bir sehirde bu haritalar sokulmeden duraklarda durabiliyorlarsa Ankara'da hayli hayli durabilirler diye dusunuyorum. Eger haritalar surekli sokuluyorsa uyarilar asilabilir, zor sokulebilen sistemler getirilebilir veya sadece Kizilay gibi merkezi yerlerdeki duraklara bu haritalar konulabilir. Bunlar su an aklima gelen fikirler, herhalde sizlerin de bunlari dusunmesi zor degildir (yoksa zor mu??)

Eger insanlar dediginiz gibi haritalari sokuyorlarsa sizin ihaleye girdiginiz elektronik aletleri sokmeyecekleri ne malum? Bu konuda bir calisma yaptiniz mi, yoksa Turkiye'de herseyde oldugu gibi bodoslama atladiniz mi?

Bilginin bu kadar ozgurce aktigi cagimizda Ataturk'un baskentinde bu kadar geri bir toplu tasima sistemi yaratmak bence zoru basarmak demek. Bu yuzden sizleri kutluyorum. Lutfen bu kutlamami diger calisanlara da iletiniz. Eger kendi otomobilleriniz yerine toplu tasimayi kullaniyor olsaydiniz zamaninda gelmeyen otobuslerden, nereden gectigi belli olmayan araçlardan, kaba soforlerden siz de payiniza duseni alir ve gercekleri gorebilirdiniz.

Turkiye gercek bir Bati tarzi demokrasi olsaydi su ana kadar coktan yerlerinizden edilmis olurdunuz ama heyhat burasi Turkiye, sehirlesme ve modernlesmeye birkac yuzyil gec baslamis bir ulke. Diger taraftan Turkiye'de yasiyor olmamiz sizlerin sorumluluklarinizi azaltmiyor -belki daha da artiriyor hatta- ve bu yuzden ben ve bu sorunlari yasayan bir suru arkadasim sizlerden razi degil. Bunu da bilmenizi istiyorum.


Saygilarimla,

Birşey değişecek mi derseniz, hiç sanmam. "Böyle gelmiş böyle gider" bence. Modern demokrasilerde var olan denetlemeler/düzenlemeler ve sivil hareket bizde olmadığı için tek yapabildiğim bu tür şikayetler. Ama bunların herhangi bir yaptırımı yok tabii ki ve tek faydası içimi dökmem ve razı olmadığımı göstermem oluyor.

Kullanılabilirlik

Steve Krug'un "Don't Make Me Think!" adlı kitabını tüm devlet memurlarına zorunlu okuma olarak vermek gerekiyor. Hatta Otomatik Portakal'dakine benzer bir şekilde bir odaya kapatıp beyinlerine kazımak gerekiyor. Yöneticilerin ve çalışanların bu kadar kullanışsız bir ülke yaratmalarına şaşırıyorum. Sağ duyuya aykırı ne kadar çok şey var...

EGO Müdürü ne iş yapar?

Geçenlerde iş arkadaşları ve okuldan arkadaşım olan şimdilerde karniyarik.com ile uğraşan Kaan'la Ankara'daki saçmalıklar üzerine konuşurken konu toplu taşımaya geldi. Anladım ki geç gelen otobüsler, kullanılamayan web siteleri ve ne yaptıklarından haberi olmayan EGO görevlileriyle sadece ben uğraşmıyormuşum. Ankara'da toplu taşıma o kadar kötü ki bunu anlatmak için sadece şunu söylemem bile yeterli sanırım: Ankara'da otobüs duraklarında bırakın bir zaman çizelgesini veya otobüs hatlarının geçtiği yerleri gösteren haritaları, o durakta duran otobüslerin numaraları bile yok. Böyle saçmalık gelişmiş ülkelerin hiçbirisinde olmaz ama Türkiye'nin başkenti Ankara'da çok rahat bir şekilde olabiliyor. Ve hiçkimse buna karşı sesini çıkarmıyor. Toplu taşıma o kadar ciddiyetsiz işliyor ki hangi otobüslerin nerelere gittiğini ve hangi saatlerde işlediğini anlamak imkansız gibi, ola ki bu bilgilere erişebilirseniz güvenmeniz ise imkansız. Bir türlü bitmeyen yol çalışmalarından dolayı kesin hatlar değişmiştir, otobüs her zaman geç gelir ve sizin beklediğiniz durakta da durmaz. İşin kötüsü şikayet edebileceğiniz doğru düzgün bir kurum da yok; "şıracının şahidi bozacı". Arkadaşımın sohbetin sonlarında da dediği gibi, ilk defa gittiğim küçük bir Avrupa şehrinde şehrin bir yerinden bir yerine toplu taşıma ile gitmek kendi ülkemin başkentinde bir yerden başka bir yere gitmekten daha kolay. Onlarca yeni mezunun ilk fırsatta kapağı yurt dışına atmak istemesinin nedenlerini uzakta aramamak gerek.

Bu durumda aklıma şu soru geliyor: EGO Müdürü ne iş yapar? Tek yaptığı yolsuzluklar, adam kayırmalar, kıyak seyahatler ve haram yemek midir? Toplu taşımanın müdürü duraklara zaman çizelgesi, harita ve o durakta duran otobüs numaraları koymayı akıl edemez mi? Hiç mi gelişmiş bir ülkenin toplu taşıma sistemini incelememiştir? EGO müdürü benim verdiğim vergilerle maaşını alıyor, peki bana hizmet olarak ne sağlıyor? EGO Müdürü ne iş yapar?

Demokrasi ve Modernlik Üzerine

[...] çoğulculuk esas itibariyle modernleşme ve şehirleşmeye kayıtlıdır; iktidarlar ise kendilerini toplum nezdinde "meşrulaştırmak" için "ötekilerini" de dikkate alan politikalar geliştirerek buna katkı sağlarlar. Öte yandan gelişmiş toplumların reşit bireyleri, büyük iktidar oyunlarının küçük birer aparatları olmayı reddedecek ölçüde kişilik ve itibar sahibi insanlardır. Türkiye'nin yaşadığı modernleşme, hangi iktidar bloğunun içinde olursa olsun kendine has bir okumayla toplumun vicdanı olmaya çalışan çok sayıda yeni kuşak elitler yetiştirmektir. Türkiye'deki "çoğulculuğun" esas teminatı da modernleşmenin yanı sıra bu okuryazarlardır.


Prof. Naci Bostancı
Newsweek Türkiye baskısından sayfa 21, 2 Ağustos 2009.

Copyright © 2008
Design Disease - Blog and Web - Dilectio Blogger Template