Ya Nakkaş!
Biraz gez, dünyanın hiç kimsenin olmadığını anlarsın. Nereye kök salsan bir başkalık, bir yabancılık taşıdığını. Nereye adım atsan sona kaldığını. O zaman anlarsın Adem'den bu yana bu yer'li olmadığını. O ilk adımın hatırası yerli yerinde bu kadar taze dururken neyi neresinden kurcalasan arkasından bir iğretilik, bir sonradanlık çıkacağını. Mülkün Gerçek Sahibi bu kadar zahirken, toprak üzerinde kimsenin kimseye öncelik hakkı bulunmadığını, sadece bazılarının biraz erken geldiğini, bazılarınınsa biraz geç kaldığını.

Nazan Bekiroğlu, "Yol Hali" adlı kitabından.

Okumak, Aşk vs.
Bugün aşk dediğiniz parlak ambalajlı bir ürün, alınıp satılıyor, her yerde ama hiçbir yerde. Bunca rekabetin, hesap kitabın, kar hırsının, ağır mesainin, mezardan farksız evin, azap gibi okulun-kışlanın, cehennemden beter fabrikanın ortasında aşka mecali kalan varsa tebrik ederim.
Okumak, hem bir hayat başarısızlığının, ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır. Okumak, en başta sistemin ürettiği onca sahte haz vaadine kanmamak-kanamamak demek. Dışarıda teşebbüs ve tecrübe edilebilecek yığınla irili ufaklı haz ihtimali varken bir odaya kapanıp okumak... Bu bana bir tür kahramanlık gibi geliyor. Bir tür külyutmazlık da demek isterdim, ama kelimenin biraz soğuk bir tınısı var ve ne demek istediğimi tam ifade edemeyecek gibi.
Keşke daimi bir anonim sohbet misali, sadece içinde anlatılanların mühim olacağı, isim ve imza konmayan kitaplar olsa. Ya da kitaplar hiç olmasa da hayat sürekli bir seyahat halinde, keyifli ve uzun bir muhabbet misali, başlayıp bitse.

Yazar Murat Uyurkulak'ın, Radikal Kitap'a verdiği röportajdan.

Yaşamak
Ihlamur kokusunu sevdiğimi bilmezdim. Çocukluğumu anımsattı bu koku bana, daha doğrusu bir zamanlar benim de çocuk olduğumu. Ayakkabılarım 32 numara, alnıma düşen saçlarım terden ve tozdan yollar oluşturmuş. İnsanın bir gün öleceğini bilerek yaşamasına ironi diyenler var. Bence asıl ironi, insanın bir zamanlar çocuk olduğunu bilerek yaşamasıdır. Sırf kendini dünyada bulduğu ve yapacak başka hiçbir şeyi olmadığı için yaşamaya, hayatı sırtında ağırlığını unuttuğu bir kambur gibi taşımaya alışmasıdır garip olan.

Gülden Hasret Oygür, Cabolsa. Notos Öykü 26.

Yusuf ile Züleyha
Zeliha o hale gelmişti ki çörekotundan ödağacına kadar her şeyin adı Yusuf'tu onun için. Yusuf'un adını başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. "Mum ateşte yumuşadı" dese, "Sevgili bize alıştı, yüz verdi" demiş olurdu. "Bakın ay doğdu" dese, "Söğüt ağacı yeşerdi" dese, (...) "Başım ağrıyor" dese, "Başımın ağrısı geçti, iyiyim" dese hep ayrı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi; birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüz binlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de.



Mevlana, Mesnevi, c. IV, beyit: 4032-4044, çev. Veled İzbudak.
Yusuf Peygamberin hikayesi Kuran-ı Kerim'de 12. sure olan Yusuf suresinde anlatılmaktadır.

Yapay Tatlandırıcılar

Zaman zaman çeşitli nedenlerle ortaya atılan kimi görüşler çevresinde birilerinin kısa yoldan gündem oluşturma gayretlerine tanık oluruz. Çoğu kez sorunları ele alış yeteneğinden, olguları kavrayış derinliğinden yoksun "taklit" kişilerin önemli biriymiş gibi yapmak, kısa yoldan ün sahibi olmak, ortalıklarda görünmek, biraz daha gündemde kalmak ve benzeri nedenlerle kalkıştıkları bu çeşit sivri çıkışlar, cakalı sataşmalar günün konusuymuş sanılır.

Sahici boşlukların sahte gündemlerle yamanmaya çalışıldığı bir ortamda derin ve önemli oldukları izlenimi verilmeye çalışılan bu fosforlu söylemlerin çoğunlukla ciddi bir karşılığı yoktur; herhangi bir tartışma değeri taşımaz, ama emeksiz fikrin dolaşımda olduğu her toplumda görüldüğü gibi çeşitli kişilerin katkısıyla zihinler bulandırılır, ortalıkta dolanan mikrofonlar konuyla ilgili olduğu varsayılan kişilerin ağzına uzatılıp onların ne düşünmüş oldukları takibe alınarak gürültü çeşitlendirilir.

Oysa siz bu konuda bir şey demiyorsunuzdur. Zaten böyle bir konu yoktur; hatta hiç olmamalıdır. Bu tür kof tartışmalar, beyhude soruşturmalar toplum çoğunluğunun zihinsel diyette olduğu bir kültürel iklimde yapay tatlandırıcılar gibidir. Pek çok kişinin işini hakkıyla yapmadığı, bilir bilmez her konuda söz aldığı bir ülkede, okuma yazmayı yeterince sökemeden multi-medya görselliğinin taarruzuyla sersemlemiş, zihnini toplamakta güçlük çeken bir toplumda, çağın sersemletici hızında, yüzeydeliğin yedeğinde üç gün sonra kimsenin hatırlamayacağı bu kuru gürültüler, yaşamın, toplumun, politikanın, kültürün, sanatın sorunlarını tartışmak sanılır.

Her seferinde ağzınızda kötü bir tatla kalırsınız.


Murathan Mungan, Milliyet Sanat Ocak Sayısından.