Random Musings

Thoughts straight out of my -sometimes disorganized- mind.

Atom Feed Follow Me on Twitter Add Me on Facebook My Photos on Flickr
Roman Sanati Uzerine
Uc boyutlu kurmacalar olduklari, yani hayattan hem en yuzeydeki gorunumuyle, yani duyumlarimizin bize verdigi kisisel deneyime ve bilgiye dayanarak soz acabilmeleri hem de en gerideki seye, yani merkeze, hayatin ozune, Tolstoy'un "hayatin anlami" dedigi seye -ne dersek diyelim-, o ulasilmasi guc yere ait bir bilgi, bir sezgi, bir ipucu verebildikleri icin romanlar biz modern cagin insanlarina, hatta butun insanliga bu kadar gucle seslenebilirler. Hayatin anlami, ozune iliskin en derin, en kiymetli bilgiye, felsefenin zorluklarina, dinin toplumsal baskilarina katlanmadan, kendi deneyimimizden yola cikarak kendi aklimizla varabilecegimizin hayali, cok esitlikci, cok demokrat bir umuttur.

Orhan Pamuk'un Harvard Universitesinde verdigi Norton Derslerinden derledigi Saf ve Dusunceli Romanci adli kitabindan.

Bu arada, ne kadar uzun zaman olmus bloguma yeni bir seyler yazmayali :) Herkese selamlar.

Bir Senenin Ardindan
It's over

Hayatimda onemli degisiklikler var. Askerligi (sonunda!) bitirdim ve Istanbul'a tasiniyorum. Belki de en basindan baslamaliyim.

Yuksek lisansi bitirip yalanciktan doktora yapmaya da gonlum el vermeyince 1 sene once "sira sende artik" dediler. "Askerlik hic sana gore degil" diyen arkadaslari dinlemedim, dinlesem de bir sey farketmeyecekti hani. Emir vermek pek bana gore bir sey degil. Aile ile alakali sanirim. Annem, babam bile benden bir sey istemezler pek, kendileri yaparlar herseyi. Gecen ay direk farkettim bunu. Babaannemi kaybettim gecen ay. Hayatimda ilk kez tabut tasidim omuzlarimda, ilk kez toprak attim uzerine birisinin. Hersey bitmis, koydeki evin avlusunda Kuran okunurken dedem bana "usuyor musun, Tayfun" dedi. Gidip iceriden ceketini getirdim dedemin. Temmuz ayiydi, dedem usuyordu, ama her zamanki gibi mutevaziydi. Oyle bir aile bizimkisi.

Amerikali bir arkadasa askerligi anlatiyorum; kendisi soruyor yoksa cok hevesli degilim, ozellikle yasarken anlatmaya. "Hapishaneyi anlatiyorsun sanki" diyor. "Cok ortak noktalari var" diyorum. Oyle yani. Hicbir suc islemeden bir suru ozgurlugun elinden aliniyor, bir gun icinde. Ilk gunden ogretiliyor en onemli kural: "ust her zaman haklidir". Kitaptan, elestirenden, sorgulayandan cok korkuyorlar. Tum kitaplarini onaylatmak zorundasin. Ilk seferde 3 kitap 1 dergi verdim onaylamalari icin. 1 ay sonra onayladilar, NTV Tarih de eksik. Hak hukuk diye bir sey yok tabi. Bir daha onaya hic kitap vermedim, kitap okumaktan ceza alacaksam gurur duyarim diye avundum.

Askerlik bir sey kattiysa bana eger, sanirim kendi cemberim disindaki insanlari tanimaktan yana oldu bu. ODTU etrafinda yasiyordum cogunlukla ve vasatin tahakkumunu yeni farkediyordum. Bir de teknik kitaplardan vazgecip edebiyata sardim, Newsweek Turkiye'nin kapanisina tanik oldum (harika bir dergiydi bu arada) ve Radikal gazetesinin muptelasi oldum. Bu okumalarimdan da cok hikaye cikar ya. 2 hafta once benim Radikal okudugumu goren uzmanlardan biri "komunist" olup olmadigimi sordu :) Kibris agziyla "Elhamdulillah komunistik be abi, bilmezdin?" dedim. Ironiyi farketti mi, emin degilim.

Askerlik koca bir tiyatro bana gore. Bunu ne kadar erken anlarsan o kadar kolay oluyor senin de oyuna katilman. Bir komutan gelecek oldugunda hatirlaniyor hersey. Tuvaletlere sabun konuyor, kahvalti duzgun cikiyor, her gun doldurulmasi gereken defterler birkac ay geriden itibaren dolduruluyor. Saka gibi yani. Denetlemeye gelen de farkinda oyunun ama alan memnun, satan memnun ayriliyor.

Askere gelmeden once askere biraz saygim vardi. Bitirirken ne saygi kaldi ne de zaten iyice azalmis olan milliyetcilik duygularimdan eser. Oyle bir kof milliyetcilikle bombalaniyorsunuz ki tiksinti geliyor. Her tarafta iki yuzluluk.

Bir de net olarak goruyorsunuz askerin sivil hayata etkilerini; ozellikle egitime ve burokrasiye verdigi zararlari. Okulda siraya girmeler (askerdeki adi ictima bunun), and icmeler, ogretmen gelince ayaga kalkmalar, rahat-hazir ollar. Zaten dikkat ettiyseniz beden egitimi dersi spor amacli degil, sanki askere hazirlama amaclidir. Burokrasideki hiyerarsik yapi. Her taraftan imza-onay alma zorunlulugu. Ast-ust iliskisi. Devlet daireleri de askeri yapilanma gibi. O kadar askeri darbe olunca bir etkisi oluyor tabi.

Insan dusunuyor bazen, Ataturk asker kokenli olmasaydi acaba bir seyler farkli olur muydu diye. Gecenlerde New York Times'da General Kemal Ataturk diye gecti bir haberde; ilginc bir fikir cimnastigi. Tabi tesaduf degil Ataturk'un asker kokenli olmasi. O zamanlar en modern egitim bu okullardaydi. Ilk modernlesme cabalari askerde yapildi, Bati'dan uzmanlar getirtildi, Yeni Duzen kuruldu. Ordu modernlesirse tum sorunlar cozulur sanildi, halk hep geri birakildi. Her sey tarihsel gelisime uygundu ama. Daha farkli isleyemezdi hicbir sey.

Velhasil... Yerde surunurken karincalari izledigim, 3 km tam tesisatli kosularda "run Forrest run, run!" diye deli gibi bagirdigim, iki askeri mahkemeye ciktigim, baya bir para cezasi odedigim, havan tatbikatindan 2 gun izin mukafati aldigim, cesitli nedenlerden bir suru savunma yazip 3 gun iznimin kesildigi 1 sene geride kaldi.

Eylul ayindan itibaren Markafoni'de Web Gelistiricisi olarak ise basliyorum. Istanbul'da gorusmek uzere.

Ya Nakkaş!
Biraz gez, dünyanın hiç kimsenin olmadığını anlarsın. Nereye kök salsan bir başkalık, bir yabancılık taşıdığını. Nereye adım atsan sona kaldığını. O zaman anlarsın Adem'den bu yana bu yer'li olmadığını. O ilk adımın hatırası yerli yerinde bu kadar taze dururken neyi neresinden kurcalasan arkasından bir iğretilik, bir sonradanlık çıkacağını. Mülkün Gerçek Sahibi bu kadar zahirken, toprak üzerinde kimsenin kimseye öncelik hakkı bulunmadığını, sadece bazılarının biraz erken geldiğini, bazılarınınsa biraz geç kaldığını.
Nazan Bekiroğlu, "Yol Hali" adlı kitabından.
Okumak, Aşk vs.
Bugün aşk dediğiniz parlak ambalajlı bir ürün, alınıp satılıyor, her yerde ama hiçbir yerde. Bunca rekabetin, hesap kitabın, kar hırsının, ağır mesainin, mezardan farksız evin, azap gibi okulun-kışlanın, cehennemden beter fabrikanın ortasında aşka mecali kalan varsa tebrik ederim.
Okumak, hem bir hayat başarısızlığının, ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin bir yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır. Okumak, en başta sistemin ürettiği onca sahte haz vaadine kanmamak-kanamamak demek. Dışarıda teşebbüs ve tecrübe edilebilecek yığınla irili ufaklı haz ihtimali varken bir odaya kapanıp okumak... Bu bana bir tür kahramanlık gibi geliyor. Bir tür külyutmazlık da demek isterdim, ama kelimenin biraz soğuk bir tınısı var ve ne demek istediğimi tam ifade edemeyecek gibi.
Keşke daimi bir anonim sohbet misali, sadece içinde anlatılanların mühim olacağı, isim ve imza konmayan kitaplar olsa. Ya da kitaplar hiç olmasa da hayat sürekli bir seyahat halinde, keyifli ve uzun bir muhabbet misali, başlayıp bitse.
Yazar Murat Uyurkulak'ın, Radikal Kitap'a verdiği röportajdan.
Yeni Bir Sayfa

Yeni tasarım ile merhaba! Çok uzun bir zamandır yapmak isteyip bir türlü gerçekleştiremediğim yeniden tasarım işini bitirdim. Blog sayfamın ilk zamanlarından beri blogger altyapısını kullanıyordum, ve doğrusu benim işimi iyi görüyordu. Ama HTML5 etiketlerini desteklemiyordu ve kaynak kodunu çok gereksiz yere dolduruyordu. Otomatik kaynak kodu üreten yazılımların en iyi temsilcisi Mikisoft'un Frontpage'ini anınsatıyordu ve onun ürettiği kod tam bir felaket.

Blogger'da istediğim tasarımı oluşturmaya çalıştım ama sonuç hiç de istediğim gibi olmadı. Bu yüzden ben de başka çözümler aramaya başladım ve sonuçta jekyll'i seçtim. Jekyll biraz garip bir blog yazılımı, siz şablonları ve içeriği gösteriyorsunuz, o da size statik bir site hazırlıyor. Yani dinamik hiçbirşey yok sitede. Bu yüzden herhangi bir web sunucusu ile kullanabilirsiniz. Sonuç çok hızlı (DDoS'a bile dayanıklı) ve güvenli (wordpress gibi sürekli güncelleme yapmanız gerekmiyor) oluyor.

Elimde sadece git deposu olarak kullandığım Dreamhost hesabım vardı, dizüstü bilgisayarımda oluşturduğum web sayfamı rsync ile uzak sunucuya eşitliyorum ve sitem yayında oluyor. Yorum yayınlamak gibi dinamik olması gereken bölümleri ise javascript ile hallediyorum. Bunun için disqus servisini kullanıyorum. Blogger'daki yorumları da otomatik olarak taşıdı, böylece 4 senelik yorumları da kaybetmemiş oldum.

Yeni yazılarda görüşmek üzere!